SON DAKİKA

Bugün Sivas
Bekir ÇÖL

SOFİLERE GÖRE ON DÖRT İLİM

SOFİLERE GÖRE ON DÖRT İLİM
Bu haber 25 Şubat 2018 - 21:35 'de eklendi ve 121 views kez görüntülendi.

İlim on dört çeşit olup izahı Tacettin Sepki’nin “Celbi Sürür Selbi Küdur” kitabında ayrıntılı olarak görülebilir. Bu on dört çeşit ilmin birincisine kehanet ilmi. İkincisine sihir ilmi, üçüncüsüne simya ilmi, dördüncüsüne himya ilmi, beşincisine Şucean ilmi denir. Altıncısına Şehan ilmi denir. Bu altı ilim kâfirlerle Müslümanlar arasında müşterek olan ilimdir. Yedinci ilim Ahfa, sekizinci Ahzap ilmi, dokuzuncuya Remil ilmi, onuncuya Hakaiki eşya ilmi, on birinciye Huruf ilmi, on ikinciye Cifir ilmi, on üçüncüye Kaf ilmi, yani kimya ilmi, on dördüncüye İksir ilmi denir. Daha çok bu ilimler Peygamberimizin soy ve sopuna verilmiştir. Bu bilgiler Hakkın onlara hediyesidir. (Sh. 240) Yani bizim velilere göre hepsi Seyyid oldukları için ilimlerde Peygamberden bunlara miras kalmış olmalı. On dördüncü ilim sırrı kader ilmidir. Bu sekiz ilim ancak insanı kâmil ve Ariflere mahsustur. Peygamberimiz dedi ki, “Hakk (cc) bana üç ilim öğretti; birinciyi açıklamamı emretti. Diğerini gizlememi emretti, Üçüncüyü de açıklamam ve gizlemem hususunda serbest bıraktı” buyurmuş ise de kalpten kalbe geçen ilimler bu nevidendir. Bir başka hikâye: Hz. Attar’a göre İbrahim Ethem Kâbe’ye varmak için yolda kırk yıl geçirmiş; vardığında ise Kâbe’yi yerinde bulamamış. Bu yüzden sızlanıp ağlamaya başlamış ve şöyle demişti: Yazıklar olsun gözlerim o kadar karardı ki, artık Kâbe’yi göremiyorum.” İbrahim Ethem bunları söyledikten sonra şöyle bir ses duymuş: Hayır göreceksin, fakat Kâbe Rabia’yı karşılamaya gitti.” Rivayet edildiğine göre, Hz Rabia, Kâbe’nin çölü aşarak kendisine doğru geldiğini görünce – “Ey Kâbe! Ben seni değil senin Rabbini istiyorum, seni görüp ne yapacağım” dedi. (Sh. 251-252) Ya gördün mü kadın Veliyyenin yiğitliğini? Cebbar Zade’den bir şirk sözü daha: Hakk (cc) bütün âlemlere İnsan-ı kâmil vasıtasıyla tecelli eder. (Görünür) Her zerre İnsan-ı Kamil den feyiz almaktadır.(Sh. 254) Sultan Veled’den bir dörtlük: Ben bilmez idim gizli ayan hep sen imişsin, Canlarda ve tenlerde nihan hep sen mişsin. Senden bu cihan içre nişan isterdim ben, Ahir bunu bildim kicihan hep sen imişsin. (Sh.261) Kısa izah: Bu iki beyit, Vahdet-i Vücut fikrinin özeti gibidir. Daha anlaşılır şekliyle şöyle bir anlamı çıkar: Ben bilmiyordum, gizli olan da, açık olan da hep Allah’mış. Canlarda ve tenler de gizlenen de hep Allah’mış. Bu cihan içinde Allah’a işaret aradım. Sonunda bunu anladım ki cihan da Allah’tan başkası yokmuş. Cebbar zade, bu seferde Celalettin Rumi’ye yapışıyor: “Ben öldükten sonra benim mezarımı yerde aramayınız. Benim mezarım Arifin kalbindedir” demiş Rumi. Yetmedi birde hadis diye uydurulmuş sözü ayeti kerime olarak sunarak kabir ehlini şöyle tanıtıyor: Nitekim bir ayeti kerime de mealen, “Bir hususta hayrete düşerseniz, Kabir ehlinden yardım isteyiniz.” Nazmi celili dahi bu sözlerimizin delilidir. (Sh.264) Tasavvuf ehli uydurdukları sözlere hep hadisi kudsi derler ki daha inandırıcı olsun. Bir kardeşim bu sözün eskilerin din adına başucu kitabı kabul ettikleri “Mızraklı ilmihal” kitabının arka sahifesinde yazılı olduğunu ve uydurma olduğunu ifade etti. Peygamberimiz Asrısaadette Vahdet-i Vücudu niçin anlatmamış? Efendimizin kavmini henüz putlara tapmaktan kurtarmak ile meşgul olduğu sırada mesela Hakk (cc) nün cümle eşyada tecelli ettiğini insanlara anlatması maslahata muvafık olmazdı. Bu vesileyle şu hususa işaret edelim: Bütün mükevvenat (Yaratılmışlar) bizatihi Hakk (cc) den gayri bir vücuda malik değil ise de bunlar birer vechi hastır. Ehli hakikat indinde Vechi Has’a tapmak küfür olur. Demek oluyor ki Resulü Ekrem’in halkı putperestlikten halasa cehd ettiği devirde Vahdet-i vücut sırrının açıklanması yanlış telakkilere yol açabileceğinde mahzurlu idi. Esasen Vahdet-i Vücudu layıkıyla anlamak da herkesin karı değildir. Peygamber Efendimiz insanlara mertebe-i aklu izanlarına göre söz söylemekle emir olunmuştur. Kısa izah: Bu söylenenler Peygamber Efendimize bir iftiradır. Çünkü Peygamber Efendimiz Allah’ü Teâla’dan gelen vahyin hepsini ümmetine tebliğ etmiştir. Bu teligatına ne ilave ne de eksiltme yapmamıştır. Abdiülkadir Geylani “Esrarul Esrar” isimli kitabının baş tarafında Bu Vahdet-i Vücudu ancak âlimi Billah bilir, Onu söyledikleri vakitte ancak gafil olanlar inkâr eder demiştir. Bu ilim nedir derseniz? Bu ilim iki cihan Serverin kalbine Miraç gecesinde tevdi olunan bir sırdır ki, onu ancak Ashabi Mukarribin ile Ashabi Suffe bilir. Resulü Ekrem bu çeşit ilimleri insanlardan kimseye açmamıştır. Şurası bir hakikattir ki, mazhariyeti gereği Şeyhi Ekber Muhiddini İbn Arabi kadar hiç kimse hakikati İlahiyeyi açık seçik ortaya koyamamıştır. Hatta yine sırf manevi görevlerde ki farklılık sebebiyle İmamı Gazali dahi Şeyh Ekber kadar tevhid sırlarını pervasızca yaymamıştır. Haktan özge bir nesne yok, Gözsüzlere pinhan imiş Ya İlahi cümle sensin cümle sen, Sen dururken diyemezem bana ben. Beyitlerinin arifane bir şekilde ifade ettiği gibi böyle Allah ve kul diye iki varlığın vücudu tevhidi hakikiye aykırıdır. Şirki hafi (Gizli şirk) erbabının işidir. (Sh. 272-273-274) Kısa izah: Tasavvufçular, bu vahdet-i vücut zırvasını insanlara anlatıp kabul ettiremiyeceklerini bildikleri için onu gizli ilim kılıfına sokup kamufleetmişler, herkes anlayamaz diye bir de üzerine kilit vurmuşlardır. Yinede çenelerini tutamamışlar, siz bilmezsiniz ama bize bildirildi kabilinden bu yolla kendilerini ilahlaştırmak için yukarıda ki gibi beyitler sölemişlerdir. O beyitte şöyle demek istiyor: Varlık âleminde, kâinatta, Allah’tan başka bir şey yoktur. Bu durumu görmeyenler kör oldukları için Allah onlardan kendini gizlemiştir. Ey Allah’ım, her şey sensin, her şey sensin. Senin varlığın her şey iken ben varım diyemem. Görüldüğü gibi çok mütevazı bir mana taşıdığı zannedilebilir ama buradan yola çıkarak tasavvufçular “Ben Allah’ta fani oldum, o halde ben de Allah oldum” diyebiliyorlar. Abdülkadir Geylani’nin yazdığı, Cebbar Zadenin şerh ettiği Atiyye-i Sübhaniye isimli kitabın tahlilini yaparak sekiz tane yazı hazırladım. Kitabın yazarının ismini saklayarak bu yazıları şu kitaptan çıkardım diye kime sorsam, istisnasız herkes o kitabı yazan sapık kimmiş der. Fakat bu kitabın yazarı A. Geylani desem, kimse onun yazdığına inanmaz döner aynı kişiler beni suçlarlar. Kimi der ki: “O kitabı yazan Büyük veli Geylani olamaz, sen iftira ediyorsun der. Kimisi de, Geylani bunları söylemez, birileri onun adına bunları uydurmuş olmalı diye itiraz eder. Ama ister inanın, ister inanmayın bu kitabı ve bu yazdıklarımı anlatan A. Geylani ve şerh edende yine bir tarikat şeyhi olan Cebbar zade efendidir. Bu kanaatleri kabul eden sadece bu ikisi olmayıp gelmiş geçmiş yüzde 90 tasavvuf ve tarikatçılar bu fikirdedirler. Müslümanlara düşen görev bunları okuyup doğruyu tercih etmek ve Kur’anın dediklerine kulak verip Sırat-ı Müstekim yolunda hayatına devam etmektir.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
reklam
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
reklam
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA